Taraftarın Gidişi ve Ligin Gidişi - Antu.com

 

Taraftarın Gidişi ve Ligin Gidişi

Tembel ve başarısız sınıfın birincisi olmak…Stadyum,gelirler ,kurumsallaşma açısından bakınca Fenerbahçe’nin Türk futbolu içindeki durumunu böyle özetleyebiliriz.

23 Eylül tarihli Hürriyet Spor ekinde Premier Lig ile ilgili bazı bilgilere yer verilmiş.

-Son 13 sezonda tribün seyircisi yüzde 31.2 artmış

-2007-08 sezonunda bir önceki sezona göre seyirci sayısı yüzde 5 artmış.Bu artış son 50 yıl içindeki en büyük artış.

-13 sezonda stad kapasitelerinde de yüzde 25.8 lik artış kaydedilmiş.

-Statlardaki doluluk oranları yüzde 93’lere ulaşmış…

Türk futbolu açısından bakınca durum zaten en baştan vahim.Seyirci konusunda maliyeye bildirilen uyduruk rakamlar dışında en küçük bir istatistik tutulmuyor,gerek de görülmüyor…Önemli maçlar öncesinde “açık 1 Ytl, Kapalı 2,5 , Numaralı da 10 YTL,taraftarımızı maça bekliyoruz” demeci ve Fenerbahçe gelirken kale arkasını yıllık kombine fiyatına satmak dışında bir politika da yok…

Şimdi bizdeki durumua bir bakalım.Son 13 sezonda Süper ligimizde tribün seyirci sayısı artmış mıdır ? Kombine satışlarındaki artışa rağmen artmıştır demek zor…

Geçen yıla göre artmış mıdır ? Haberimiz yok veya klasik ağızla “elimizde öyle bir bilgi yok maalesef”

Peki kapasite artmış mıdır ? buna evet diyebiliriz.Kadıköy’deki artış ,İnönü stadındaki artış vs ve elbette 80.000 kişilik olimpiyat stadının hayatımıza izinsiz girişi ile kapasite artmıştır !

80.000 kişilik stadyumda liglerine en az seyirciye oynayan belediyespor’un oynamasıysa Aziz Nesin lik bir hikayedir elbette…

Son soruya gelelim son 13 sezonda doluluk oranı artmış mıdır ? Kesinlikle hayır diyebiliriz.

İşte bu tablo içinde Fenerbahçe’nin öne çıkmasını, bütün sınıfın 10 üzerinden 1-2 alırken bir öğrencinin 4,5 dan 5 almasına benzetebiliriz…Tembellik bulaşır,yayılır…

Fenerbahçe’nin lig maçlarını göreceli olarak boş tribünlere oynaması (ki çoğu zaman yine de haftanın en çok seyirci gelen maçı Kadıköy’de oynanmaktadır) ,uluslar arası rekabete hazırlandığını iddia eden bir kulüp için ayıptır…

Evet, son yıllarda kombine kart alan taraftarlar maddi olarak korunmuştur.Bir çok tribünde yerleri bellidir ,oraya oturabilirler ,stadın güvenlik ve konforu ülke standartının çok üzerine çıkmıştır vs.

Ancak hiçbir geçerli açıklaması olmayan ,ülke gerçeklerinden uzak bilet fiyatları politikası ile “formalarını assalar 40 bin kişi gelir” denen (ve gelen) takım ile taraftarların arasına set çekilmiştir…

Uçaklarda,otobüslerde, tiyatro ve sinema salonlarında boş koltuk varsa sorumlusu o müessesenin yöneticileridir.Yani boş koltuklar kader değildir,yönetim sanatındaki eksiklerin sonucudur.

Fenerbahçe başarısız sınıfın starı olmakla yetinemez.

Her boş koltuk maddi açıdan kaçan ve geri dönüşü olmayan fırsattır.

Her boş koltuk takımın itici gücünde vurulan darbedir.

Boş tribünler sorunu “tüm dünyada fiyatlar böyle,bugün bir çay bahçesine gitseniz 50 YTL ödüyorsunuz” gibi sözler ile çözülmez.

Beton ve futbol bilgisinin sinerjisi ile çözülebilir…

Bozkurt K.Yılmaz


bky@tnn.net




Hafta içi yapılan lig maçları ve hafta sonu yapılan lig maçları bu sene ligin nasıl geçeceğine biraz daha ışık tuttu. Bellinzona diye bir takım, Türkiye liglerindeki bütün takımlara ders verdi. Bu sene lige yeni çıkmışlar, şu anda sondan ikinciler ve büyük ihtimalle yeniden ikinci lige dönecekler. Statları bizim Vefa Stadyumu ayarında. Buna rağmen tam tahmin ettiğim gibi eşit güçteki takımların mücadelesi oldu. Galatasaray’ı tanımadıkları için isminden de etkilenmediler ve ortaya başa baş bir mücadele çıktı. Eğer 10 kişi kalmasalardı burada turu geçme ihtimalleri oldukça yüksekti ama şimdi şans Galatasaray’dan yana.

Maçtan sonra yorumlara bakıyorum dehşete düşüyorum. Neymiş, “Rakip Kocaeli olduğunda oyunu 70 metrede oynamak yorulmak ve zaman kaybetmek dışında bir sorun yaratmıyormuş. Ama misal Bellinzona ayarında bir takım karşısında sorun büyüyormuş.” “Bellinzona ayarında bir takım” ne demek? Ne özelliği varmış bu takımın bizim göremediğimiz? Sanki Real Madrid, Arsenal, Bayern’den bahsediliyor. Bellinzona ayarında bir takımmış. Altı üstü İsviçre liginin sondan ikincisi bir kıstas ölçüsü olmuş Galatasaray’ın oyunu için.

İşin üzücü tarafı Türkiye liglerinde Bellinzona denilen takım ayarında çok az takım olması. Bu hafta Kocaelispor biraz diklenir gibi oldu ama hemen devreye Selçuk Dereli giriverdi. Fenerbahçe Konyaspor deplasmanında herkesin el dediği pozisyonda aslında Anelka’nın kaleciye faullü hareketiyle 2–0 yenilginden skoru 2-1’e taşıdığında ve arkasından da maçı kazandığında herkes ayaklanmıştı. Ama bakıyorum şimdi daha kritik bir karar, maçı beraberliğe getiriyor ve pozisyondan bahseden bile yok. İşin aslı biz değerlendirme ve yorumlarımızı basının bize sunduğu malzeme üzerinden yapıyoruz. Bu sunulan malzeme de genelde Fenerbahçe aleyhine. Bütün gündemi belirliyorlar, biz de bize verilenle idare ediyoruz. Sadece gördüğümüz pozisyonları işte böyle yorumlayabiliyoruz. Yoksa bizim harimiz olmayan kim bilir ne olaylar gerçekleşiyor.

Buna rağmen oynanan futbola ve girilen gol pozisyonlarına baktığımızda iki takım arasında hiçbir fark yok. Kocaelispor maçı 5-4’de kazanabilirdi. Galatasaray sahada iki takım gibi. Kaleciyle birlikte 5 kişi savunma yapmaya çalışıyor, geri kalan 6 kişi de gol atmaya. Her iki takımın da birbirlerine faydaları yok. Ne savunma yapanın aklında gol atmak var ne de gol arayanların adında savunma yapmak, tamamen birbirlerinden kopuk ve bağımsızlar. Böyle olunca Servet’de eski haline dönmeye başladı. Meira zaten fiyasko bir transfer, sağdan sola dönene kadar mevsimler geçiyor. Eskilerden Wagenhaus’un biraz daha havalısı. Fenerbahçe’de Daum döneminde çok forvetle oynuyordu ama Galatasaray’da olmayan bir Aurelio’su vardı.

Galatasaray’ın ilk yarı sonuna kadar şampiyonluktan kopup kopmamasını Selçuk Dereli, Kuddusi Müftüoğlu ve Bünyamin Gezer’in yöneteceği maç sayısı belirleyecek. Bu üç isim sene sonuna kadar Galatasaray’ın kritik 10 maçını yönetirlerse şampiyonluktan ligin sonuna kadar bile kopmazlar.

Galatasaray için ligin bundan sonrası normal koşullarda nasıl geçer? Ligdeki her beraberlik ve yenilgi, Avrupa Kupalarındaki her hezimetten sonra ortaya yeni hoca isimleri atılır. Skibbe bu maçlar sonunda bol bol yuhalanır. Bunlar muhtemelen Mustafa Denizli, Hagi ve Lucescu olur. Sonra yönetimden birileri çıkıp bunu yalanlar. Trömsö ayarında bir takıma karşı alınacak yenilgi sonrası taraftarlar muhtemelen Florya’yı basar. Lige 5–6 hafta kala, kupaya da yarı finali bile görmeden veda edilir. Yönetim ise şimdiden başladığı üzere rakiplerin sertliklerinden bahseder, rakiplerin kendine ayrı motive olduklarını iddia eder, kimse de kalkıp “bana maçta sertlik yüzünden sakatlanan bir oyuncunu söyle” veya “Kayserispor’un Fenerbahçe ve Galatasaray maçlarındaki farklı oyunlarına ne diyorsunuz” diye sormaz. Ya da kalkıp Servet’in Semih’e Kadıköy’de yapmış olduğu faulü hatırlatmaz. Sonuçta Skibbe sene sonuna kadar takımın başında kalır.

Fenerbahçe biraz daha toparlanmış ama hala iyi değil. Zaten Türkiye liginin ilk 11 olarak en iyi kadrosuna sahip. Orta sahada Emre defansta da Önder biraz kıpırdayınca takımın oyunu hemen fark etti. Bir de Alex gibi Türkiye liglerinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu da oyuna ağırlığını koyunca Kadıköy’de puan kaybetmesi zor görünüyor. Alex bu sene inanılmaz bir futbol oynuyor, onu izlemek için bile stada gidip maç izlemek gerekir. Fenerbahçe ligde deplasmanlar hariç fazla problem yaşamaz. Ama Avrupa için kadro çok kritik. En ufak bir sakatlık veya ceza durumunda kulübeden gelenler sırıtıyorlar. İşte bir Edu, bir Semih bir Deivid olmayınca yerleri dolmuyor. Yasin’in yaptığı hatalar Türkiye Ligini bile zor kaldırırken Avrupa’yı kaldırmıyor. Burak’ın yaptığı ortalar yabancı takım seyircilerini sadece güldürüyor. Bu nedenle dışarıdaki eksiklerin bir an evvel takıma girip maç eksikliklerini atmaları gerekiyor. Şu andaki görünü Şampiyonlar Liginde muhtemel bir üçüncülük şeklinde.

Aragones’in tek ihtiyacı zaman. Çünkü Aragones bir sistem adamı, aynı Hiddink ve Zeman gibi. Fenerbahçe tarihinde bu tür adamlara hiç sabır göstermedi. Kendi kurdukları kadronun başına değil kurulu bir kadronun başına gelip sistemlerini oynatmaya çalıştılar. Sonuçlar ortada. Aragones’ten yaşı itibariyle uzun süreli bir antrenörlük beklemek doğru değil. Beklenti yeni transfer döneminde kendi sistemine göre belirleyeceği oyuncuların kadroya katması yönünde. Ve Aragones sonrası da aynı anlayıştaki bir antrenörün çıtayı daha ileriye taşıması. Misal Lyon, misal Chelsea. Mourinho gitti, Cate – Avram gitti, Scolari geldi ama takım hala benzeri sistem içinde oynuyor. Oysa bu durum Fenerbahçe’de tam tersi. Daum, Zico ve Aragones. Bir Alman, bir Brezilyalı ve bir İspanyol. Birbirleriyle oyun anlayışları bakımından kaç tane ortak nokta bulabilirsiniz? Ama bu 3 isim de sırayla Fenerbahçe’nin başına geçtiler. Sadece Zico biraz deneme yanılmayla da olsa Daum’un son dönemlerindeki tek forvet anlayışına dönünce gelen Avrupa başarıları ortada. Bundan dolayı artık sadece futbolcu seçimi değil aynı ekolden antrenör seçimi de önem kazanıyor. Çünkü artık Fenerbahçe taraftarının istekleri farklılaştı ve çoğaldı.

Fenerbahçe taraftarı artık aynı antrenörün uzun yıllar takımın başında kalmasını, bir sistemin oturmasını ve buna göre transferler yapılmasını istiyor.

Fenerbahçe taraftarı takım içindeki oyuncularının bedavaya gitmemesini, takım içindeki transfer çalışmalarının son dakikaya bırakılmamasını istiyor.

Fenerbahçe taraftarı dış transferlerin de son dakikada değil sezon biter bitmez yapılmasını ve yeni transferlerin hazırlık kampına katılmasını istiyor.

Fenerbahçe taraftarı transferlerin bir komite tarafından araştırılarak yapılmasını, dünya çapında, genç oyuncuları izleyen bir izleme komitesi oluşturulmasını, Roberto Carlos’un Real Madrid’den transfer edilmesini değil Brezilya’da keşfedilmesini istiyor.

Fenerbahçe taraftarı başta transfer olmak üzere yönetimin çalışmaları hakkında biraz daha fazla bilgi sahibi olmak istiyor. Çünkü bu bilgi akışı gelmeyince ister istemez basındaki uydurma haberlerle kafası karışıyor.

Fenerbahçe taraftarı resmi sitenin sadece yalanlama haberleriyle dolu olmasını değil gerektiğinde Fenerbahçe’nin haklarını arayan, daha bilgilendirici bir site olmasını istiyor.

Fenerbahçe taraftarı FB TV’nin daha etkin kullanılmasını, daha kaliteli yayın yapmasını, daha çok gündem yaratmasını, daha çeşitli programlara yer vermesini istiyor.

Fenerbahçe taraftarı takımdan ayrılan oyuncu ve antrenörlerin ne olursa olsun gönderilirlerken daha fazla onore edilmelerini istiyor.

Fenerbahçe taraftarı skordan bağımsız Güiza tarzında aldığı paraya bakmadan varını yoğunu ortaya koyan oyuncular istiyor, bu sebeple gol atamasa bile takım yenik durumdayken skora isyan eden oyuncuları bağrına basıyor.

Fenerbahçe taraftarı mümkün olduğunca rakiplerin formasını giymiş oyuncuları kadroda görmek istemiyor ama başkanını çok sevdiğinden bu isimleri ayırım yapmadan gene de bağrına basıyor.

Fenerbahçe taraftarı yönetimin hakem hataları karşısında biraz daha tepki göstermesini istiyor.

Fenerbahçe taraftarı tribün içindeki kavgaların bir an evvel bitmesini ve tribünlerde hep birlikte tezahürat yapmayı istiyor.

Fenerbahçe taraftarı bilet fiyatlarının yeniden değerlendirilmesi, başta öğrenciler ve çocuklar olmak üzere daha geniş bir yelpazede fiyat çeşitlendirilmesi yapılmasını istiyor.

Fenerbahçe taraftarı forma reklamında bir dünya markasını görmek, buna göre bir gelir almak istiyor.

Fenerbahçe taraftarı takımın sahaya Fenerium’un ürettiği formalarla çıkmasını, yapılacak tasarımlarda kendi fikirlerinin de alınmasını istiyor.

Fenerbahçe taraftarı ileriye yönelik uzun vadeli bir alt yapı programı hazırlanmasını ve genç yeteneklere yönelik bir tarama çalışması yapılmasını, gelecek yıllarda ilk 11’de alt yapıdan çıkan genç oyuncuların forma giymesini istiyor.

Fenerbahçe taraftarı kulübün piyasa değeri, Fenerium gelirleri, kombine gelirleri sayesinde Türkiye’de diğer takımlara açık ara fark atacak bir kadroyu sahada görmek istiyor.

Fenerbahçe taraftarı 10 yıllık bir süreçte liglerde 7–8 şampiyonluğa sahip ve Avrupa’da ortalaması çeyrek final olan bir takıma sahip olmak istiyor.

Fenerbahçe taraftarı Aziz Yıldırım’dan sonraki dönem için plan ve program yapıldığını bilmek istiyor.

Yoksa Fenerbahçe taraftarı gelinen noktayı gayet iyi biliyor, 10 senede nereden nereye gelindiğini canlı olarak yaşamış ve bizzat içinde bulunmuş bir topluluk. Stadın, borsa değerinin, tesislerin, gelirlerin, Feneriumların, antrenman sahalarının, kombine satışlarının, her sene kadroya katılan dünya yıldızlarının, gazino köşelerinde yapılan kavga dövüş eksik olmayan kongrelerden Fenerbahçe’nin kendi televizyonunda yayınlanan modern kongrelerin, Türkiye’nin en büyük ve güçlü kulübü haline gelindiğinin, Aziz Yıldırım’ın ailesinden ve hatta sağlığından fedakarlık ettiğinin üzerinde tekrar durmak yersiz çünkü bunları herkes zaten biliyor ve takdir ediyor. Adı sanı duyulmayan rakiplerden yedi gol yiyen Fenerbahçe yerine artık sahasında üst üste maç kazanma rekoru kıran yenilmez bir takım var. Herkes her şeyi farkında ve bu eserde emeği geçen herkese minnettar. Yönetimin artılarıyla eksileri kıyaslandığında aradaki fark muazzam. Ama Fenerbahçe taraftarı sadece ama sadece bu kadar büyük başarılara, projelere imza atan, hayal bile edilemeyecek fikirleri gerçekleştiren atan bir yönetimin küçük detaylarda takılmamasını istiyor o kadar.

Beşiktaş çok akıllı bir iş yaparak defansı ortasını iki yabancıya teslim etti. Zaten Bülent – Popescu ikilisi dışında ki onların da önlerindeki orta saha dizilişini unutmamak gerek, başarılarıyla anılan defansın ortasındaki isimler hep yabancılar, Uche – Högh, Ronaldo – Zago gibi. Türk oyuncularında defansif anlamda kalıtımsal bir kademeye girme ve yardımlaşma eksikliği var. Bu da genlerden gelen bir durum olsa gerek. Neredeyse tüm tarihimiz sürekli akın ve fetihlerle geçmiş bir milletiz ve tarihte Kanije Kalesi gibi tek tük savunma başarımız var. Bunun için ülke topraklarından forvet çıkıyor ama defans oyuncusu çıkmıyor. Bundan dolayı sadece Türk oyunculardan kurulu defanslar başarılı olamıyorlar. Çünkü kademe yapmayı, pozisyon almayı, sürekli oyunun içinde kalmayı ve yardımlaşmayı bilen iki Türk oyuncusunu aynı dönem içerisinde bulmak imkânsız. Beşiktaş bu bakımdan çok doğru bir iş yaptı. Sene sonuna kadar ligdeki derecesini Delgado – Holosko ikilisi belirleyecek gibi görünüyor.

Trabzonspor hakkında henüz yorum yapmak erken. Geçen seneden çok farklı olacakları kesin ancak 10 uncu haftadan sonra başlayacak olan düşüşte ne kadar puan kaybedecekleri önemli.

Ziya Aktürer


ziyaakturer@yahoo.com








Haber hakkındaki yorumlar;
http://forum.antu.com/KonuOku.aspx?gID=4&fID=9&kID=27962

24.09.2008

Haber Ara

Taraftarın Gidişi ve Ligin Gidişi

Tembel ve başarısız sınıfın birincisi olmak…Stadyum,gelirler ,kurumsallaşma açısından bakınca Fene ...


Geriye Gidiş

21 yıl yaşamış olmama rağmen son yıllarda Ankara’ya her gidişimde kayboluyorum. Şehircilik anlayış ...


Özlem ve Skibbe`nin Sonu

Kadıköy’de maçın ilk yarısını yenik kapamışsak ve sizde uzaklarda bir yerde yaşıyorsanız maçta old ...


Kirlenmemiş Medya, Kirlenmemiş Hakemler

Öncelikle Cumartesi günü Yılın Antu üyesi seçilen sevgili Ziya ve Yılın Fenerlist üyesi seçilen se ...


Kaldığımız Yerden Devam
Fenerbahçe yıllardır alıştığımız klasik lig başlangıcını yaptı. Fenerbahçe için ligin ilk haftaları ve milli m ...

12 Yıl Öncesi ve Bugün İçin Türkiye`nin En İyisi

Futbol hafızamızı tazelemek için 12 yıl öncesine gidelim…Hani Fenerbahçe’nin şampiyon olduğu,şampi ...


Olimpiyat

“Olimpiyat” ülkemizde bilardo salonu ,kebapçı ,çay salon ismi olarak bilinir.Olimpiyat stadı da akla gelir. ...


Yeni Sezon Öncesi Değişe(meye)nler...

Ziya bu hafta Fenerbahçe’nin yeni sezondaki kadrosunu derinlemesine incelemiş…Bir de genele bakalım neler d ...


Si l`amour ve Fenerbahçe, Avrupa ve Kurumsallaşma Bölüm IV

Maç bitmiş,Fenerbahçe kaybetmiş.

Muhtemelen şampiyonluk ümitleri de bitmiş ama kimse söylemek istem ...


30 Eylül 1999 ve Fenerbahçe, Avrupa, Kurumsallık Bölüm III

30 Eylül 1999 akşamı Fenerbahçe-MTK maçının devre arasında birisi çıkıp “Fenerbahçe elenecek” dese o gün st ...


Futbolun Asil Ruhuna Selam

Hayatınızda en çok haksızlık yaptığınız kişi kim ? Eski bir kız arkadaşınız mı yoksa işyerinizde çalışan bi ...


Fenerbahçe, Avrupa ve Kurumsallaşma Bölüm II

Sponsorluklar


Futbolun ...


Yürüye Yürüye Şampiyonluk ve Fenerbahçe, Avrupa ve Kurumsallaşma Bölüm 1"

Çek Cumhuriyeti maçı teknik heyetimizin planladığı gibi gitmiş.Rakipten bilerek 2 gol yenip rehavete düşmel ...


Makedonyalı Genç Adam ve Kurtuluş

Milli takım hepimiz için farklı anlamlar ifade ediyor.Milli takımımızı Sayın Haluk Ulusoy ve Sayın Fatih Te ...


Transferde Duygusallık ve Çeşitlilik

“Futbolda duygusallığa yer yok…Futbol tün dünyada artık endüstri haline geldi ,her oyuncu parasını verirsen ...


Skorun Önündekiler ve Acıların Takımı

Efes Pilsen’i otobanda hız sınırı aşarcasına 3-0 geçtiğimiz seri veya son iki sezonda 9-0’a gelen ...


13 Soru ve Şimdi Onlar Düşünsün

“Ben Mustafa abi’ye dedim,Ankaraspor –Fenerbahçe maçında Kezman o penaltıyı atmayacaktı” “Abi onu ...


Hayırlı Olsun

Ligi ilk iki sırada bitirmeyi garanti olan Galatasaray ,14 maçını 1-0 lık skorlara kazanmış…Tabii necip Tür ...


Didi Zico Dönemleri ve Bir Destan

1969-70 sezonunda şampiyonluk kupası Sarı Kanaryalar’ın elinde yükselir
Türkiye liglerinde 12 şampiyonlu ...


Futbol Ahlakı ve Senaryoları

Fenerbahçe-Denizlispor maçında Yusuf Şimşek’in hırslı oyununa sinirlenenlerdenim…Sinirlenme sebebim  “ ...

Sayfa: 1.2.3.4.5.6.7.8.9....10






Antu.com Fenerbahçe Taraftarının Resmi Sitesi
Copyright © 1997-2017 Antu.com