'Şampiyon Kanarya/Alpella ve Kalli Efsanesi' - Antu.com

 

"Şampiyon Kanarya/Alpella ve Kalli Efsanesi"

1991…Son maçın bitmesine az kalmış...Aliço tek elle, hızlı hızlı top sürerek zamanı öldürüyor. O dönemlerde basketbol formalarını  şimdi görünce gülüyoruz…Aliço’nun üzerinde fanila gibi bir forma, boxer don gibi bir şort var…Hani ,Aliço biraz da şişmanmış ! Tribünlerde “oley oley oley şampiyon kanarya” tezahüratı var…

Yeri gelmişken söyleyelim o tezahüratın doğrusu budur, “…şampiyon Feneeer” değildir.

1995…Finaldeyiz yine.Salona girerken ayakkabılarımız çıkartılıp aranıyor.O sene yine hafta içi maçlar var.İşten çıkıp gelenlere sürprizler hazırlanmış.Ceketinizin cebindeki kalemleri ,anahtarları içeri sokmak yasak ! “amirim bu eşimin hediyesi bir dolmakalem .Bunu tutup sahaya atmam ama sana da vermem” deseniz de amir “yasak” diyor…Çare olarak büfeciye bırakıyoruz.Büfeci anahtarları,kalemleri sokulması sakıncalı gerçekte sakıncasız tüm objeleri karton bir kutuda toplamış.Zamanla düdük ,korna vs de yasaklanıyor. Kısaca , Fenerbahçe taraftarına “gelmeyin” deniyor …Saha dışı böyle ama içi daha da kötü, hakemlere haklı bir isyanımız var…Bizim oyuncular adeta dayak yiyorlar ama 5’er faul ile oyundan çıkan da yine onlar.Dönemin başkanı Ali Şen çıkıyor ve o efsanevi konuşmayı yapıyor : “bana bir bisküvi markasını alma dedirtmesinler”…Rakibimiz kurulalı henüz 2 yıl olmuş… “bu yıl da şampiyon olamazsak yatırıma devam edip etmemeyi gözden geçireceğiz” diye federasyona ve hakemlere ince bir mesaj göndermişler bile…Kimseyi küstürmemek gerek diye düşünüyor federasyon…İkinci oluyoruz !

Sonraki yıllarda  yapacak  bir hatamız hep var…Bazen aynı hata bazen bir farklısı… “Ah bu amatör şubeler kulübün sırtında bir yük” sözünün ilk popüler olduğu günler …Taraftar iyimserliğiyle tesellileri bazen bir oyuncuda bazen bir maçlık mutlulukta buluyoruz ama umudumuz hep var.Yazları, gazetelerin spor sayfalarındaki 3-4 satırı geçmeyen basketbol transfer haberlerinde umudumuzu tazeliyoruz.

Kıvılcımlar Abdi İpekçi’yi doldurmaya yetiyor ama kısa kısa mutluluklar hepsi.Umutlar mı ? bazen bir faul atışında ,bazen bir yönetim hatasında, bazen koçun son dakikada İspanyol oyuncuya faulünde (evet ,koçumuz saha dışında rakip oyuncuya perdeleme yapıyor) takılıp kalıyor…İbrahim’in satışından bir servet bekliyoruz,ya da İbrahim’in kalmasını…Her ikisi de olmuyor,umutlar yine erteleniyor…Dirençli takımlar, “ah abi iki de takviye yapılsa” takımları , genç ama umut veren takımlar…İnsan sevince teselli bulması kolay…

Aklımız Denizli’de çalınan şampiyonlukta kalmışken haberi okuyoruz. “Bu sponsorlukla takımın adı da Fenerbahçe Ülker olacak”…Nasıl yani ? Daha geçen sene “başkan Fenerbahçe tektir ittifak yapmaz” dememiş miydi ?  “kafeklavn ismi de epey yakıştı size  ” diye Galatasaraylı arkadaşlara takılmamızın üstünden henüz bir yıl geçmemiş… “Off,of…Hasan Şaş ve Tümer’i de alalım bari” demiş bulunuyoruz…Büyük lokma yiyip büyük laf etmemek gerek,öğreniyoruz.

2007…Basketbol takımımız için sonuna kadar hak edilmiş bir şampiyonluk geliyor.Oyuncuların her biri amatör gibi düşünüp,yıldız gibi davranıp,Fenerbahçeli gibi seviniyorlar…Sezonun en iyi 4 maçını en son 4 maçta oynayabilen bir takımı yaratmak Aydın Hocam’ın başarısı…Hepsine helal olsun…

Maç bitiyor “oley oley şampiyon Feneeer” sesleri.Hangi birine yetişip düzeltebiliriz ?

Şampiyonluğa rağmen ismimizin sonuna gelen “ek” hala bir yara…Son kongremizde söz alan Dr.Funda Pala kürsüye çıkıyor…Her maça Edirne’den kalkıp geliyormuş.Konuşması alkışlarla sık sık kesiliyor…Başkanımıza “başkanım,siz bizden basketbol salonu için para isteseydiniz verirdik,2 forma fazla alırdık.Gelin şu Ülker konusunu tekrar düşünün” diyor , “altyapıdaki gençlerimizin neden Alpella ismiyle oynadığını” soruyor…Dr.Funda Pala yerine otururken kulübün yaşlı üyeleri elini sıkma yarışındalar.Elinde bastonu ,yakasında ellinci yıl altın rozeti olan bir üye en başta… Başkan söz aldığında bu yapıcı konuşmaya teşekkür ediyor.Alpella dışındaki konulara cevaplar veriyor…Tabii başkanın hoşgörüsünü herkesten beklememek gerek…Kraldan çok kralcılar var…

Basketbol takımızın şampiyonluğundan bir iki gün sonra FBTV’de Alpella’nın da gençlerde Türkiye Şampiyonu olduğu haberi verilip görüntülere geçiliyor…Serdar Apaydın (ki hem oyunculuğuyla hem insanlığıyla örnek bir sporcudur) dudakları titreyerek “Fenerbahçe’de şampiyonluk yaşayamamıştım ,kısmet antrenör olarak bugüneymiş” diye duygu yüklü bir konuşma yapıyor …sahada mor Alpella formalı çocuklar  “oley oley şampiyon alpellaaaa” diye seviniyorlar…

Rahmetli İslam Çupi ,İbrahim Kutluay’ın Efes’e geçmesi üzerine kırgınlıkla kaleme aldığı yazısı aklımıza geliyor  : “….Fenerbahçe alt yapısından yetişmiş bu basketbolcu o formayı, o ambiansı, o forsu, o camia ve seyirci çılgınlığını bırakıp, başka bir yere transfer olursa, sudan çıkmış bir balık gibi olur.” Fenerbahçe’de oynamak ne büyük bir mutluluk ve daha güzel nasıl tarif edilebilir ?

Hakkı Yalçın’ın da Fenerbahçe için nefis bir tanımlaması var “Kazanırken bile büyük kalmayı başarabilen tek beden, tek ruh”

Çok karışık konular….
En iyisi her şeyi unutup tezahürat yapmak “oley oley oley oley ,şampiyon Feneeeer”


Bozkurt K.Yılmaz
bky@antu.com


Galatasaray 1992 ruhunu yakalamak üzere ciddi bir karar aldı ve bana göre Türk futboluna Milne, Daum ve Piontek ile birlikte imzasını atan dört isimden birisi olan Feldkamp ile yeniden anlaştı. 1993 yılında takımı şampiyon yaptıktan sonra Holmann’a teslim ederek aktif futbol yaşantısını bitiren, daha sonra kısa süreli bir Beşiktaş macerası da yaşayan Kalli gibi bir isim için yaşın, enerjinin büyük problem teşkil edeceğini sanmıyorum. Galatasaray’ın bu seçimde neyi amaçladığı çok net. Benzer koşullar altında 15 sene evvel başarılı olmuş bir isme sahip çıkmasının nedenini düşünmeye gerek yok ama acaba şartlar aynı mı? Galatasaray, kendisine 2000 yılındaki UEFA’yı getiren takımın temellerini oluşturan 1992 ruhuna ve takımına yeniden sahip olabilir mi?

1991 – 92 sezonu, Galatasaray şimdikine benzer ciddi bir borç kriz içindedir. Mustafa Denizli takımda Arif, Hamza, Mustafa gibi genç oyuncularla mücadele ederken ligi şampiyon Beşiktaş’ın 16 puan gerisinde bitirir ama Avrupa Kupalarında iyi neticeler alınır.

Yeni sezonda pahalı transferler yapılmadan takımı gençleştirme operasyonuna gidilir ve yaşlı isimlerle genç yetenekler birbirleriyle kaynaştırılır. Bir önceki sezon Tanju örneğinde olduğu gibi yüksek maliyetli Kosecki’de elden çıkartılır.

1992 yılının yaz günlerinde Feldkamp ile 2 yıllık sözleşmeye imza atılır. Futbol Şubesinin başında şu anda da olduğu gibi patron Adnan Polat’tır. (Bu bakımdan Polat’ın Kalli’yi bu kadar istemesi tesadüf değil.) Maddi kriz, takımdan Rotariu, Kosecki gibi yıldızların ayrılması, Beşiktaş’ın yenilgi yüzü görmeyen kadrosu, Fenerbahçe’nin birbirinden çarpıcı yıldız transferleri sebebiyle kimse Galatasaray’a şampiyonluk şansı tanımamaktadır.

Feldkamp ilk iş olarak defans problemini Götz ve Stumpf transferleri ile çözer. Elinde zaten Korkmaz kardeşler de bulunmaktadır. Kosecki ve Iorfa’nın gönderilmesinden sonra son yabancı hakkı Türk vatandaşlığına geçirilemeyen Kızılyıldız’ın genç golcüsü Boliç ile doldurulur.

Önemli transferler ise Konyaspor’dan alınan orta sahanın dinamosu Suat ve Bursaspor’dan transfer edilen 21 yaşındaki genç golcü Hakan Şükür’dür.

Ayağının tozuyla Türkiye’ye gelen Feldkamp ilk demecini verir ; “Koyun gibi futbolcu istemiyorum. Karşımdaki futbolcu agresif, girişimci ve yırtıcı olmalı.”

Galatasaray o sezonu hiç olmadık kadar tatsız bir şekilde açar. Kosecki’nin takımdan gönderilmesi sebebiyle taraftarlar sezon açılışında yönetimi yuhalar, Adnan Polat’a pet şişe atarlar. (Aradan geçen 15 yılda bu alışkanlık da bir değişiklik olmadığı hemen göze çarpıyor)

Feldkamp’ın en büyük özelliklerinden birisi eyyama hiç kaçmadan, son derece doğru ve net olarak basına verdiği cevaplar ve yorumlardır. Saha dışındaki olaylarla pek etkilenmez, futbolu çok tarafsız olarak analiz eder ve 5-0 kazanılan bir maç sonrası bile takımına ceza antrenmanı yaptırabilir.

Sezon açılışını izleyen günlerde Feldkamp’a takımı neden ormanda kros çalıştırmadığı sorulur. O dönemde Beşiktaş’ın ormanlarında yaptığı çalışmalar pek beğenilmektedir. Kalli’nin cevabı çok nettir ; “Futbolcu sahada oynar. Benim ormancıya ya da krosçuya ihtiyacım yok. Eğer ormancılarla maç yaparsak o zaman ormanda çalışırız.”

O yılların modası olan 3-5-2’ye de karşıdır ; “3 – 5 – 2 işini bilmeyen antrenörlerin her zaman çantasında bulunan bir taktiktir. Bu sistemi bir kağıda yazarlar, çantalarına koyarlar. Sonra da ortaya çıkarlar. Bu antrenörler elektrik süpürgesi satsalar aynı şeyi yaparlar. Ben bu sistemi burada oynayamam. Bir takımın sistemine o takımın oyuncuları karar verir. Burada sahaya diziliş şekline göre sistemin adı konuşuluyor. Ne yapacağımızı zaman gösterecek.”

Hazırlık karşılaşmaları Galatasaray için hiç de iyi başlamaz. Birbiri ardına alınan yenilgiler ve sonunda 4-1’lik Leverkusen mağlubiyeti taraftarın sabrını taşırır. Tugay taraftarlar yumruklaşırken tribünler “Yönetim istifa” ve “Hakan dışarı” sloganlarıyla inler, sahaya pet şişe yağar.

TSYD maçlarıyla birlikte Galatasaray taraftarlarının özlediği futbolu oynamaya başlar. Hem Beşiktaş’ı hem de Fenerbahçe’yi 3-2 skorla geçerek kupayı kazanan takımın yıldızı 18 yaşındaki genç Okan’dır.

Avrupa Kupalarında Frankfurt gibi bir markayı eleyen Galatasaray, kadrosunda Alman Haessler, Sırp Mihajloviç, Brezilyalı Aldair, Arjantinli Cannigia ve İtalyan Carnavale, Rizzitelli gibi isimleri bulunduran Roma’ya da oldukça zor anlar yaşatmasına rağmen elenmekten kurtulamaz.

İlk yarının ilerleyen bölümlerinde forvette Hakan’ın yalnızlığını yeterince dolduramayan Boliç’ten vazgeçilerek ara transferde Gütschow transfer edilir.
Sezonun akılda kalan başlıca olayları 48 haftadır yenilmeyen Beşiktaş’ın yenilmezlik unvanına son verilmesidir.

Sezona damgasını vuran başka unutulmaz bir maç ise Ali Sami Yen’de oynanan 1-1’lik Trabzonspor maçıdır. Maçın 60 dakikalık bölümünü 9 kişi oynayan Galatasaray karşısında Trabzonspor beraberlik golünü maçın uzatma dakikalarında bulur.
Okan Buruk’un ayağının kırıldığı Trabzonspor Kupa maçı gene unutulmazlar arasında yerini almıştır.

Fenerbahçe’nin uğradığı Sigma hezimetinden sonra Frankfurt’u eleyen Galatasaray karşısında Ali Sami Yen’de aldığı galibiyet bir Fenerbahçe klasiği olarak tarihe geçmiştir.

Ve elbette en unutulmaz maç ise 8-0’lık Ankaragücü karşılaşmasıdır.

Galatasaray ilk yarıyı lider 33 puanlı Kocaelispor’un 2 puan gerisinde, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın 1 puan önünde tamamlar. Sene sonunda ise Beşiktaş ile aynı puana sahip Galatasaray, + 8 averajla şampiyonluğu kazanırken Hayrettin, Tugay, Götz, Bülent ve Hakan takımı sırtlayan isimler olmuşlardır.

Galatasaray’ın almış olduğu Feldkamp kararını değerlendirdiğimizde “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok” mantığı doğru olarak değerlendirilebilinir, çünkü takım benzer dönem ve şartlar altında başarısını kanıtlamış bir isme teslim ediliyor. Ancak o dönemdeki gibi bir jenerasyon şu anda var mı? 1992 yılındaki fizik gücüne sahip 21 yaşındaki bir Hakan Şükür, 18 yaşındaki bir Okan Buruk, Tugay, Bülent Korkmaz, Mert Korkmaz, fazla forma şansı bulamasa da Arif gibi 8 sene sonrasının UEFA Kupasını kaldıracak isimler artık yoklar, Kalli bu isimleri yeniden bulmak ve yaratmak zorunda.

Şu anda takımın yaş ortalaması oldukça yüksek ve 30’lu yaşlardaki isimlerden oluşuyor. Giden yabancıların yerine yenileri gelmek zorunda ve ciddi anlamda revizyon gerektiren bir ekip var.

Her şey yolunda gitse, taşlar yerine oturtulsa dahi bir kez daha 8-0’lık bir maç tekrarlanır mı, buna da olumlu cevap vermek oldukça güç.

Fakat ileriye yönelik çalışmalar için de Kalli’nin doğru seçim olarak görülüyor. Zaten hem kadro hem de ekonomik açıdan şu anda böyle yapıdaki bir kulübü anca Feldkamp gibi idealist bir isim çalıştırabilir ve kaybedecek bir şeyi kalmayan bir antrenör bu sorumluluğun altına girebilir.

Büyük bir ihtimal Feldkamp kendi ülkesinden getireceği maliyet açısından hesaplı iki yabancı ile defansı toparlayacak, bir de golcü futbolcu getirecek ve sahaya aralarında 10 civarı yaş farkı bunan yaşlı ve tecrübeli oyunculardan oluşan iki gruptan oluşan takımlar sürecek. Eski alışkanlıkları değişmediyse sahaya sürekli rakibe göre çıkartacağı değişik kadrolarla çıkacak. Ama kadrolar ne olursa olsun bu sene sahada çok koşan, çok disiplinli, fizik gücü çok yüksek, sürekli rakibin oyununu bozan bir Galatasaray göreceğiz ancak teknik açıdan zayıf kalma olasılıkları da oldukça yüksek. Bu senenin en büyük yıldız adayları Aydın veya Arda olacak ve sürpriz, mücadele gücü yüksek bir iki genç ismin daha sivrilmesi oldukça yüksek bir olasılık. En keyiflisi de Feldkamp’ın futbolla ilgili birbirinden ilginç analiz ve yorumlarını görüp izleyeceğiz.

Yaşı ne olursa olsun Feldkamp gibi saygıyı hak eden bir ismin çalıştırdığı takım, kadrosu ne olursa olsun her zaman şampiyonluktaki en büyük rakiptir.


Ziya Aktürer
ziyaakturer@yahoo.com



07.06.2007

Haber Ara

"Şampiyon Kanarya/Alpella ve Kalli Efsanesi"

1991…Son maçın bitmesine az kalmış...Aliço tek elle, hızlı hızlı top sürerek zamanı öldürüyor. O dönemlerde ...


Hep Birşeyler Eksik Kalıyor Hayatımızda
Hep bir şeyler eksik kalıyor hayatımızda…Bazen tartışmada söylenecek en güzel söz gece yattığımızda aklımıza g ...

Söz Uçar, Yazı Kalır

15 Şubat 1998’i çok kısaca hatırlayalım…Hani Aziz Yıldırım’ın ilk seçildiği gün…Hani Faruk Süren’in “20.45’ ...


Cimbomun Halleri

Ne demişti Adnan Polat 4 Aralık 2006’daki basın toplantısında? “Galatasaray taraftarı, Galatasaray ...


En Değerlisi Son Şampiyonluktur
2002-2003 sezonunun bitmesine 3 hafta kala, Fenerbahçe 9 hafta aradan sonra maç kazanır…Kocaelispor teknik di ...

Boyalı Kuş

Öncelikle “Boyalı Kuş” un Kara Kartal veya Sarı Kanarya gibi lakaplar ile ilgisi yoktur.Kosinki’ni ...


15 Mayıs 2005

15 Mayıs 2005…Ankara’da maç bitiyor, hiç hiç hiç hesapta yokken Ankaragücü’ne yeniliyoruz… Tüm duyularımız, ...


Çocuklara Öğretmeli, Çocuklardan Öğrenmeli

Bir Pazar sabahı…Çocuk tiyatrosunun başlamasına henüz var.Çocuklar heyecan ile salonun kapısının açılmasını ...


Dünden Bugüne Mucitler

0-0 biten maçları kim sever ? Fenerbahçe’nin 0-0 bitip de sevindiğimiz tek bir maçını hatırlıyorum o da Gla ...


Evimiz İnönü Stadı ve Tersine Dönmüş Dünya

İnönü Stadı Türk Futbolunun ilk mabedidir. Temeli 1939 yılının 19 Mayıs günü, Gençlik ve Spor Bayr ...


"Mütevazi Yıldızlar ve Dolu Dizgin Fenerbahçe"

Çoğu futbolsever, takımları sahaya ısınmaya çıkmadan önce statta olmaya gayret ederler.Zira, bazen ...


Milli Maçın Ardından

Milli Takım, Yunanistan’ı 4-1 gibi güzel bir skorla geçerken maç sonrası tam tahmin ettiğim gibi m ...


Milli Olmanın Yolu Florya`dan, Şampiyonluğun Yolu Bursa`dan Geçer

Bazen ,kariyerini sonlandırmış bir futbolcuyla yapılan röportajda “o dönemde fazla milli maç yoktu ...


56 yıl önceki Suriye gezisi ve Zico "balonu"
Fenerbahçe’nin Suriye’ye yapacağı gezideki maçın tarihin Türkiye Kupasındaki maç ile çakışınca konu bir ...

Şeytana İnat

Bazı filmlerde dramatize edilen bir sahne vardır.Adam bir karar aşamasındadır. İçinden bir ses “ya ...


Kan Van derken az Antalya ve Parkedeki Zafere Şapka

İbrahim Kutluay ,milyonlarca Fenerbahçeli taraftarın sahada ruh bulmuş halidir.Hem hırsıyla (ki be ...


Taraftarname & Alexname

Mekanik ses konuşuyor… “iskelemize yanaşan Çaka Bey Deniz Otobüsü saat 18.00 hareketle Bostancı’ya ...


"Rüyalar,Gerçekler,Kadıköy`ün yıldızları"

E-5’den geçerken bile coşkuyu hissetmek mümkün…Stadın ışıkları tüm Mecidiyeköy’ü aydınlatmış.Alt y ...


Fenerbahçelilik ve mutlu bir hafta

Fenerbahçelilik nedir ,hatta var mıdır çok tartışılır...Fenerbahçe bizim tutkumuz ama sporcuların ...


"Penaltı Rekorları ve KARATE KID"

2000-01 sezonuna Anderson,Rapaiç,Revivo,Lazetiç,Mirkoviç ,Elvir Baliç ...

Sayfa: 1....2.3.4.5.6.7.8.9.10


antu com ios app






Antu.com Fenerbahçe Taraftarının Resmi Sitesi
Copyright © 1997-2017 Antu.com