Lig daha Bitmedi,Low Donemini hatirlamak gerek - Antu.com

 

Lig daha Bitmedi,Low Donemini hatirlamak gerek

Ayağı kırılan Metin Diyadin’in “Bitti her şey bitti” diye hüngür hüngür ağlayan sesi hala kulaklarımızda….

Maç bitiminde Metin’in ayağını kıran Vural’ın açıklamasının zavallılığı da hafızamızda : “Metin Abi’nin ayağı benim tabanıma çarptı” ...Aynı Vural benzeri bir tekmeyi de maçın başında kim bilir hangi hesapla Baliç’e sallamıştı .Baliç kendini kurtarmayı bilmiş ancak sezon sonuna kadar o korkuyu hissederek ,kendini ikili mücadelelerin tamamından sakınmıştı ! Sahada futbolcuların sağlığını korumakla yükümlü Metin Tokat’ın iki harekete de seyirci kalmasıysa sezon sonuna kadar Fenerbahçeli futbolcuları sindirme harekatının adeta başlangıcıydı ve onun gibi herkesin de seyirci kalacağını anlatıyordu. Mustafa Doğan’ın İstanbulspor maçında Güven’in ayağını kırması üzerine kasaplık edebiyatında rekor kıran Türk basını ,Güven’i hastanede ziyarete koşan Beşiktaşlı,Galatasaraylı futbolcu ve yönetici ordusu,Metin’in ayağına kırılmasını “futbol sert oyun,bazen böyle talihsizlikler olabiliyor” diye yorumlamıştı…Büyük usta İslam Çupi’nin o haftaki yorumunu da bir hatırlayalım:

“İstanbulspor maçından sonra gencecik bir futbolcu için ağıt yakanlar, hastahane odalarında üzüntü fotoğrafı çeken Galatasaraylı dostlar eğer Metin Diyadin olayında bir telefonu esirgiyorlarsa, onun altında unutkanlık değil, başka bir buzağı aranır.Bunu o anda kimse yapmıyor, Metin Diyadin`i İstanbul`da ameliyat olduğu hastahanede ziyaret etmiyor ve hüzün fotoğrafları çektirmiyorlarsa, bunun adı sahtekarlık olur ve olaya maruz kalan size Rostard`ın sözü ile "İstemez eksik olsun" diyorsa yeryüzünden göğe kadar haklıdır”

Low’ün de Türkiye liginin şaşkınlık veren haksızlıkları ile tanışması sonucundaki isyanını ,futbolcularının dirençli ve bilinçli oyunu olarak yeşil sahaya dökememesiyle zaten saha dışı etkenler ile yıpratılan Fenerbahçe’nin elinden “şampiyonluk” kayıvermişti…Sezon sonu geldiğinde kendini sakınan (ki şartları düşününce kızamıyorum da) Baliç rekor bir transfer ücretiyle Real Madrid’in yolunu tutarken, “stajyer” diye tanımlanan Löw’ün sözleşmesi camianın ortak mutabakatı ile yırtılmıştı…Herhalde , “teşhis tamam,teknik adam değişikliği ile artık yolumuz açık” derken yıllar sonra “iyi futbol” dendiğinde o günlerin hatırlanacağı hiç birimizin aklına gelmezdi ,gelemezdi …

İşler iyi giderken “jetpa” ile yapılan forma reklamı anlaşması sonucu devre arasında Sergen Yalçın’ın takıma katılmasıysa çoğumuz tarafından o sezon kaçan şampiyonluğun sebeplerinden olarak sayılmıştı. Doğru,Erhan Önal’ın takıma gelmesiyle kaçan şampiyonluktan bu yana,devre arası yapılan her transfere “aman takım kimyasını bozmasın” diye bakarız.Ancak yeteneklerini sahada sergilemek yerine futbol adamlarına anlattırmayı seven Sergen Yalçın ne tek başına bizi şampiyon yapabilecek inançtaydı ne de bir takımı yolunda çevirecek derece sorunlu bir oyuncuydu…

Sezonlar arasında bağlantı kurmak için şaşırtıcı benzerlikler var.Ziya onları araştırıp çıkartmış.Elbette en önemli benzerlik “işini şansa bırakmayı sevmeyen” Haluk Ulusoy’un varlığı.

Fenerbahçe de ,Haluk Ulusoy ve temsil ettiği düşünce de o yıllara göre çok daha tecrübeli ama 2007 Mayıs ayında mücadeleden biz galip çıkacağız !

Bozkurt K.Yılmaz


bky@antu.com



Çoğu Fenerbahçe’liye “Fenerbahçe en iyi futbolunu ne zaman oynadı ?” diye sorsanız en çok alacağınız cevaplardan birisi “Löw döneminde” olur. 1998 -99 sezonunun ayrı bir önemi ve yeri vardır her Fenerbahçe’lide.

Kadrosundaki Baliç, Boliç, Moldovan, Mosheou, Sergen, Dimas, Murat Yakın, Metin Diyadin, efsane defans ikilisi Högh ve Uche gibi isimlerle Löw’ün çalıştırdığı Fenerbahçe şampiyonluğun en büyük favorisidir.

Ligin ilk 10 haftasında Beşiktaş’a tartışmalı hakem kararlarıyla 3-2 yenilerek derbileri tamamlayan Fenerbahçe 3 karşılaşmadan tek puanla ayrılır, o da Kadıköy’deki Galatasaray karşılaşmasında alınan beraberliktir. O haftaya kadar hiç penaltı kullanmayan Fenerbahçe, kalesinde gördüğü 10 golden 4 tanesini ise penaltılardan yemiştir.

Bu karşılaşmaya kadar ligi bir şekilde düşe kalka sürdüren Fenerbahçe 11 inci haftada Antalya deplasmanında aldığı 1-0’lık yenilgiyle tam olarak dibe vurur, golü de Uche kendi kalesine atmıştır. Bu aynı zamanda 11 haftada Cuma günü oynanan 4 üncü karşılaşmadır.

Bazı taraftarlar misyonunu tamamlayan Högh’ün derhal gönderilmesini isterlerken diğerleri defansın bu kadar aksamasına sebep olarak Löw’ün oynattığı 3-5-2 göstermektedir. İleride Moldovan ve Boliç oynarken orta sahadaki Baliç – Murat Yakın ve Moshoeu üçlüsü rakiplere çok pozisyon vermektedir. Kanatları da Erol ve Tayfun aksamaktadır.

Löw’ün kapasitesi, tecrübesi ve yetenekleri ciddi olarak tartışılmaktadır. Oyuncuları hiç olmadık mevkilerde denemektedir. Yaptığı oyuncu değişiklikleri hatalı ve yanlış zamanlıdır. Tüm eleştirilere rağmen iki forvetin arkasında Baliç’i oynatmakta ısrarlıdır. Bundan başka bir taktik bilip bilmediği sorgulanmaktadır. Yoksa 2.5 milyon dolara Fener`in başına gelen 37 yaşındaki isimsiz Löw, 32`lik Moshoeu, Högh ile 31 yaşındaki Uche`ye sözünü dinletememekte midir ?

Ve 12 inci hafta itibariyle 3-5-2’den vazgeçmeye başlayan Löw, orta sahayı güçlendirir, defansı Parreira sezonu gibi dört kişiyle kurmaya başlar ve insanların aklında en iyi futboluna Löw döneminde oynandığı fikrinin ortaya çıkmasına sebep olan dönem başlar. Fenerbahçe bu dönemin çoğu maçında gerçekten de iyi futbol oynamıştır.

İlk yarıyı lider bitiren Fenerbahçe hakem hatalarını, hakemlerin Galatasaray lehine yaptığı hataları, federasyonun yanlı tutumunu dinlemeden üst üste 9 maç kazanırken 31 gol atıp sadece 2 gol yer. 20 inci hafta sonundaki Löw doğruları bulmuştur, bu konuda komplekse kapılmamıştır, artık bizi tanımıştır, sıcak kişiliğiyle, tatlı sert otoritesiyle futbolcular tarafından çok sevilmektedir. Çağdaştır, çağdaş futbol oynatmaktadır, kendini sürekli geliştirmektedir, taraftarın güvenini kazanmıştır, hikmetinden sual olunmaz, yaptığı her uygulamada olumlu bir taraf mutlaka bulunur, oyuncu değişikliklerinin zamanlamasını gayet iyi ayarlamaktadır çünkü bir futbol profesörüdür. Takım, kendi başarılı olacakları sisteme dönünce Uche - Högh ikilisi yeniden efsane olmuşlardır.

Ve derken o unutulmaz 21 inci hafta ve Samsunpor deplasmanı gelir. Fenerbahçe, 1-1’lik beraberlikle sahadanayrılırken maçın 32 inci dakikasında Vural’ın tekmesi sonucu Metin Diyadin’in ayağı iki yerden kırılır. Hakem Ali Uluyol bu pozisyonda sadece sarı kartına başvurur. Daha sonradan Fenerbahçe’li futbolcular bu pozisyonun kendilerini çok etkilediğini ve uzun süre topa ayaklarını sokmaktan çekindiklerini açıklayacaklardır.

Aynı maçta Celil’e tekme attığı için oyundan atılan Murat Yakın ceza kuruluna sevk edilirek içlerinde Galatasaray karşılaşmasının da bulunduğu iki müsabakadan men cezası alırken Vural sahalarda dolaşmaya devam edecektir.

Bu arada Fenerbahçe kalesinde gördüğü 14 golden 7 tanesini penaltıdan yemiştir.

Arkası artık çorap söküğü gibi gelmeye başlar, kırılan ayaklar, burunlar, hakem katliamları birbirini izlemektedir.

22 inci haftada net golü verilmeyen Fenerbahçe, Karabük deplasmanında golsüz beraberlikle döner. Arkadan Sami Yen’de Galatasaray derbisi kaybedilir. Yeniden eski taktiğe, 3-5-2’ye dönülmüştür, defans gene sinyal vermeye başlamıştır, ofanstaki etkinlik kaybolmuştur ve deplasmandaki Sakaryaspor ve Kadıköy’deki Beşiktaş karşılaşmaları 2-1 lik yenilgilerle biter. Beşiktaş karşılaşmasında ayağı kırılan isim bu kez Uche, kırmızı kart gören isim ise Högh’tür.

Şampiyonluğu bırakıp ikincilik kovalayacak hale gelen Fenerbahçe’ye bir darbe de Antep deplasmanında gelir. Fenerbahçe’nin net penaltısını vermeyen Metin Tokat, Antep’li futbolcuların Erol’un burnunu kıracak kadar sertleştirdiği oyuna müdahale etmez.

Ve son darbe Kadıköy’de 1-1 biten Kocaelispor maçıyla gelir. Fenerbahçe, Hakem Sadık İlhan`ın çığırından çıkardığı maçta Kocaeli’ne puan kaptırır. İlhan, Kocaelispor golü öncesi yapılan faullere oralı bile olmaz, Fenerbahçe’nin net bir penaltısını vermez, sarı kartı olan Kocaelispor’lu futbolcuların ikincisarı kartlık hareketlerini görmezden gelir. Tüm bunlar yetmemiş olacak ki son 2 dakika içinde artık sinir sistemleri iflas eden Dimas ve Sergen`i kırmızı kartla oyun dışı bırakır.

Fenerbahçe lider bitirdiği ilk yarının ardından, günlük güneşlik, toz pembe geçen 9 haftanın ardından neye uğradığını şaşırmış, hakem hataları, teknik direktör hataları, kırılan burun ve bacaklarla ligi bir anda üçüncü sırada bitirivermiş, Şampiyonlar Ligi’ne dahi kalamamış, teknik direktörlüğü yetersiz Löw ile yollar ayrılmıştır. Yerine tecrübeli bir isim aranmaktadır. O 9 haftalık sürenin herhangi bir yerinde, sene sonunda Löw ile yolların ayrılacağı ve takımın ligi 3 üncü sırada bitireceği söylense büyük ihtimalle gösterilecek yegane tepki kahkahalarla gülmek olacaktır ama hepsi olmuştur işte.

Sakatlıklardan, sertliklerden kurtulamayan Fenerbahçe ne gariptir ki sezonu 52 sarı 7 kırmızı kart görerek başka bir rekora imza atar. Galatasaray lehine yapılan hakem ve Federasyon hatalarından bahsetmedim çünkü sayfada bize ayrılan alan yetmez.

Bu sezonla benzerlikleri bulmak ise size kalmış.

Mesela Fenerbahçe’nin her iki sezonda da ilk yarıları lider bitirmesi,

Alınan Antalyaspor yenilgisinin bu sezonki Bursaspor yenilgisiyle olan benzerliği,

O maçların arkasından takım savunmasını ön plana çıkartan taktiklerin uygulanmaya başlanmasıyla üst üste gelen başarılı sonuçlar,

İşler kötü giderken ve iyi giderken Löw’e ve Zico’ya yapılan eleştirilerin ve övgülerin benzerliği,

Halen penaltı kullanmamış olmamız,

Hakem hatalarının aynen devam etmesi, (Sakaryaspor ve Beşiktaş karşılaşmalarında 5 puanımızın gasp edilmes)

Gördüğümüz 3 kırmızı karta karşın rakiplerimizin tüm maçlarını 90 dakika 11 kişi bitirmesi,

Futbol Federasyonu Başkanı’nın ve Fenerbahçe Başkanı’nın aynı isimler olması vs…

Dileyelim bunlar sadece benzerlik olarak kalsınlar ama tek bir gerçek var lig hala bitmedi, özellikle ikinci yarı başı itibariyle işler o kadar da kolay değil, özellikle hiç umulmadık maçlarda umulmadık puan kayıpları yaşamak olası. Tarih tekerrürden ibarettir şayet ders alınmadıysa. Konsantrasyonu elden bırakıp erken havalanmak en büyük tehlike çünkü işlerin 4 haftada nasıl tepe taklak olduğunun en büyük örneği 98-99 sezonudur.

Bu işin futbolcuları ilgilendiren kısmıydı. Diğer tehlike biz taraftarlar için, esas uğraşılması gereken işleri bırakıp gene futbolcu eleştirilerine girmek, teknik direktörcülük oynamaya başlamak. Tribündeki tarafatrın antrenörlüğe soyunup 90 dakika taktik verdiği sezonlarda ben Fenerbahçe’nin şampiyon olduğunu hiç görmedim.

Mesela bu sene de Demirören’in Adnan Polat’la yemeği çıkarsa, Delgado, Galatasaray kalesine doğru hareketlenmişken aniden geri dönüverirse, Gençlerbirliği kalecisi penaltı pozisyonunda topun atılacağı köşeyi bu kez tek değil de daha aleni şekilde iki elle birden gösterirse, bir Federasyon Kupası daha aleni hakem hatalarıyla elimizden alınırsa ve biz o sırada hala Alex’in koşmaması, Ümit Özat’ın ayağının dışıyla orta yapması, Deivid’in performansı, Deniz’in her uğuldamadan sonra yaptığı pas hataları, Rüştü’nün topu geç oyuna sokmasıyla uğraşıyorsak esas tehlike işte budur.

Maalesef her zaman güçlü olanın kazandığı, hakedenin hakettiği yerde olduğu, hakemlerin ve federasyonun etkilemediği bir ligde oynamıyoruz.

İşte ligin ikinci yarısının zor geçeceğine dair iki ilginç istatistik ilk yarıyla ilgili ;

Fenerbahçe’nin ilk yarıda oynadığı maç adedi tam 30. Yani 8 hafta sonra Avrupa Kupalarına katılmayan ve Türkiye Kupasından elenecek bir takımın sezonu bitiriş maç sayısına erişmiş olacak.

Fenerbahçe’nin ilk yarısında en çok sarı kart gören oyuncu 5 sarı kart ile Alex. Beşiktaş’da 4 kart gören Baki ve Burak Yılmaz. Galatasaray’da ise Song ilk yarıyı 2 sarı, Tomas ise 3 sarı kartla kapattılar. Böyle tuhaf bir lig izliyoruz.

Bu sezon her şeyi daha çok farkındayız, biliyoruz, görüyoruz, 6eliyoru7.

Ziya Aktürer


ziyaakturer@yahoo.com



22.01.2007

Haber Ara

Lig daha Bitmedi,Low Donemini hatirlamak gerek

Ayağı kırılan Metin Diyadin’in “Bitti her şey bitti” diye hüngür hüngür ağlayan sesi hala kulaklar ...


Transferde Şark Kurnazlığı

Sıcak bir yaz günü…Büyükada iskelesine her sabah olduğu gibi gazete almak için koşuyorum.İskelenin ...


29 Fark ve Omugasızlar!

Yurtdışında yaşayıp , “noel tatilini” fırsat bilip Türkiye’ye gelenlerin her günü her saati çok de ...


Kıssadan Hisse...

İstanbul’da yaşamanın en güzel yanı Fenerbahçe maçlarına gidebilmek.Hele hasret uzun sürmüş ve İst ...


Aklıma Takılanlar...

1 ) Yer : Ali Sami Yen

Tarih : 12 Mart 2006



İzmir dersi..

İzmir’de ve Ege ‘de Fenerbahçe sevgisi çok büyüktür.Hele İzmir takımları ligden düşünce senede bir ...


1 Mart 2004...
(“Bu Aşk Bizi Canlı Tutacak” kitabından…) 1 Mart 2004 “Ben bir şey mi kaçırdım, ne oldu ya?” demek geli ...

Trabzon`da komedi,Kadıköy`de derbi...

Tel örgüsüz stadın nimetinden yararlanıp sahaya dalan vatandaş orta sahaya kadar markaj altında ka ...


Tebrik ve teşekkür...

Ajax,Barcelona Cruyff kitabını okurken, ilginç bir bölümün altını çizdim.1977 yılında Cruyff ile y ...


Senin Yolunda İlerliyoruz..

14 Mayıs…On binlerce taraftar stadyumda ,milyonlar televizyon başında şampiyonluk sevincini yaşama ...


Birgün Herkes Fenerbahçeli Olmasın...

Bugünkü imkanları düşününce 1987 yılında futbol taraftarı olmak hiç kolay değildi.Düzensiz naklen ...


5 Bayram

Fenerbahçelilerin hayatındaki her “sezonda” (yıl değil ! Senemiz lig fikstürü ile Ağustos’da başla ...


Bir Milli Takım Hikayesi...

Hazır liglere milli maç sebebiyle ara verilmişken ben de bir “milli maç” hikayesi yazayım dedim es ...


Fokurdayan kazana ragmen...

“Kendi takımlarına mahallenin lokantası gibi davranan ve önlerine kötü bir yemek getirildiği ...


Alex ,Kezman,Ramazan...

Her iki tribünde de tezahürat önce hafifler sonra durur…Ezan sesi üzerine taraftarlar yanlarında g ...


keyifle bir mac seyretmek...

31 Aralık gecesi “yeni yıl” kutlam ...


Kökümüz sağlam

İstanbul’da yağmur var,Ankara’da da çılgın gibi yağmış durmuş…Son hafta maçını seyretmek için tari ...


Hasretin bize ölüm demek...

İstanbul’da oturan Fenerbahçelilerin omuzlarında severek katlanılan ama ağır bir ...


Yenilgi akşamlarını tek başına yaşamak en doğrusudur…
İçinden, derinlerden derdini anlatmak, birileriyle sohbet etmek, “abi hakem yaktı bizi” veya “bu kadro bu dizi ...

Sans, Sevmekten yorulmayanlarin yaninda olacak

(bu aşk bizi canlı tutacak isimli kitaptan bir bölüm )
.........
Maç çıkışı  Kadıköy’e yürür, va ...

Sayfa: 1....2.3.4.5.6.7.8.9.10






Antu.com Fenerbahçe Taraftarının Resmi Sitesi
Copyright © 1997-2017 Antu.com